Almanya’da doğup büyüdüm, yaşamımın büyük bölümünü ise Türkiye’de geçirdim. İki farklı kültür arasında şekillenen yaşam deneyimim, dünyaya bakışımı ve fotoğraf dilimi derinden etkiledi. Batı’nın gözlemci yaklaşımı ile Anadolu’nun güçlü kültürel hafızasını ve insan odaklı yaşam anlayışını bir arada deneyimlemek, fotoğraflarıma farklı bir bakış açısı kazandırdı.
İstanbul başta olmak üzere farklı şehirlerde gündelik yaşamı, insanı, mimariyi ve kültürel çeşitliliği fotoğraflıyorum. İlgi alanım yalnızca kentlerin fiziksel yapısı değil; insanların yaşam biçimleri, birbirleriyle kurdukları ilişkiler ve zamanın mekânlar üzerindeki sessiz izleridir.
Fotoğraf benim için gerçeği olduğu gibi gözlemlemenin ve belgeleyebilmenin bir yoludur. Her kare, yaşanmış bir ana, doğal bir duyguya ve zamana tanıklık eder. Amacım, sıradan görünen anların içindeki evrensel hikâyeleri görünür kılmak ve farklı kültürler arasında ortak bir görsel dil kurabilmektir.
Her şehir birden fazla hikâye taşır. Çok kültürlü bir yaşam içinde büyümek, dünyaya bakışımı şekillendirdi. Fotoğraflarımda insan, hafıza ve zaman arasındaki sessiz diyaloğu görünür kılmaya çalışıyorum. İstanbul’un tarihî surlarında da Berlin’in sokaklarında da peşinde olduğum şey aynıdır: geçmişin bugünün içinde bıraktığı izler, şehirle kurulan ilişkiler ve gündelik hayatın fark edilmeden dönüşen yüzü. Fotoğraf benim için yalnızca görmek değil, dinlemektir.